Türkiye
Murat Güzel
Türkiye
1971 yılında Konya'da doğdu. İlköğrenimini aynı şehirde tamamladıktan sonra İstanbul Atatürk Fen Lisesine devam etti. Ortadoğu Teknik Üniversitesi ve Selçuk Üniversitesinde okuduğu Makine Mühendisliği bölümlerini yarıda bıraktı. İlk şiiri Konya'da çıkan Varide, ilk eleştirisi ise Ankara'daki Tezkire dergilerinde yayımlandı. 1995-1997 yılları arasında Konya'da yayınlanan Çerağ, Jurnal ve Aşiyan edebiyat dergilerinin yönetimine katkı sağladı. 2001-2002 yıllarında Ankara'da Vadi yayınları editörlüğünde ve Tezkire dergisinin yazı işleri müdürlüğünde bulundu. Kökler edebiyat dergisinin yayın kurulunda yer aldı. Memleket gazetesinde çalıştı. 2010'da Konya Postası gazetesine, 2014'te de Pusula gazetesine geçti. Gazetecilik aşamasında muhabirlik, haber müdürlüğü, internet editörlüğü ve köşe yazarlığı yaptı. Şiir ve edebî çalışmalarını Düşçınarı, Kökler, Atlılar, Fayrap, Huruç, Dergâh, Hece, Mahfil, İtibar, Kuyudaki Koro, Cafcaf, Muhit, Şiir Versus gibi edebiyat dergilerinde yayımladı. Şiir kitabı Uzak Koku 2008’de İz Yayınıcılık’tan çıktı. Siyasi ve felsefi yazıları Yeni Şafak, Star, Memleket, Konya Postası ve Pusula gazetelerinde yayımlandı. 2008'de Star gazetesinin pazar eki olarak yayınlanan Açık Görüş Kitaplığı'nda hâlen yazmayı sürdürmektedir.  

ESERLERİ

Uzak Koku (2008), Mutlak Müzik (2020), Modern Türk Ruhunun Trajedisi (2020).

İŞTE EŞİĞİNDE YENİLDİM

 

Üç büyük şey odamda

Bir kömür sobası

Bir kutu dolusu kitap

Eski bir sandık hiç açılmamış

Biraz ötede bir ustalık belgesi

Babamdan bir mektup: Babam

Bir ölüm ilamı: Babam

Çivit mavisi bir koltuk: Babam

Bir dergi sayfası, okunmuş, tam

Bir fotoğraf, yarısı yok

Ayfer öğretmenin gülümser sarısı

İlkokul yıllarından, yarısı yok

Yarısı gerçekten giz

Bir de duvarda okul flaması: AFL 1988

Biraz hareket. Kıpırdadım. Kan dolaşımı biraz.

Perdeler kapalı. Gözlük vitrine bırakılmış.

Üç kâğıt çıkardım çekmeceden.

Üç ayrı kişi. Selam. Selam. Selam.

Hepimize cümleten.

Üç günlük sakal. Samsun 216.

Ve izmaritleri saydım. Tekrar baştan!

Çay? Tabii! Lütfen!

Voltaj düşük. Mum o yüzden.

İçerde yok başka biri. O yüzden.

Bir kâğıt. O yüzden.

Bir koltuk. O yüzden.

Portakal kabukları. O yüzden.

Başka biri yok, kurtulamadım kendimden

Halka halka moraran gözlerimi, bu kendimden

Pencere ve dışarı. Biraz hareket. Çay bardağı

Düşmüyor tutuyorum ve sigarayı. Şimdi eşitiz!

Kapıdan dönüyorum. Korkunç kapının ağzı.

Ne çabuk kabarıyor üstelik küfür

Birden dolduruyor sokakları. O yüzden.

Birkaç ev, birkaç küçük ev. Şimdi eşitiz!

Pencereden görünen dutun dalları.

Bir çocuk olmalı, en çok gece yarıları, o yüzden.

Ben ne tuhaf, ne büyük bir şaşkınlığı içimde

Şöyle bir çocuk, evini kaybetmiş, en çok gece yarıları

Ne tuhaf bir yakarıp Rabbim şöyle en çok

Şu biçtikçe boy atan karanlığın yoncaları

Geçtikçe Rabbim kurtulamadım

Başka biri yok, o yüzden

Aynada gördüğüm o sabahları açarak

Bu mektup: Selam!

Başka bir mektup: Selam!

Bir başkası: Selam!

AY PARAMPARÇA

Sen demiyorum. Sen diyemem.

Bir gün Şavşat'ta bir gün Bozkır'da

Bir gün burda sen desem

Ay paramparça

Sen demiyorum. Sen diyemem.

Ekmeğimi bölsem. Suyumu içsem son bir kez.

Çünkü umuyorum. Çünkü ummuyor muyum

Sessizliği. Yeterli değil. Daha değil. Diyemem.

Şu caddeye çıksam. Bu sokağı çabucak geçsem.

Ne lanete uğrasam ne şaşırsam ihanete.

Kâr ve zarar hesaplarına marketlerin.

Yazarkasa fişleri ceplerimde. Z raporları. Disketler.

"Askerliğe elverişli değildir" diye bir belge.

 

Bütün adamlar öldüler. Hepsi birden.

Bütün adamlar öldüler. Hepsi birden.

 

Sen desem hiç olmayacak şimdi.

Çocuklar da olmayacak. Oyun oynamayacak

Hiç biri. Gülmeyecek. Ağlamayacak. Sokaklardan

Korkuyorum. Evlerden. Dolaplardan. Raflardan.

Bütün kitaplardan korkuyorum. Ve giyeceklerden

Korkuyorum. Aklımı alacaklardan.

Aklıma gireceklerden.

 

Bütün adamlar öldüler. Hepsi birden.

Bütün kadınlar öldüler. Hepsi birden.

 

Sen demeyeceğim. Diyemem.

Bir gün Bursa'da bir gün Ankara'da

Gördüm. Sarı sabırlar. Süsenler. Sevmedim.

Hiç kaybolmadım bu sokaklarda.

Hep olduğum yerdeydim. Burada

Sen desem: Bütün borçlarım ödenecek gibi.

Diyemem hiç: Dilim sana niçin dönmez

Niçin sende hiç kaybolmaz ki?

 

Kitapları Yusuf'a sattım. Hepsini birden.

Sen demeden güldüm. Sen gelmeden.

Bu kadar yolu yürüdüm. Sen dedim

Bu kadar yolu. Korkunç. Bankalar vardı.

Büyük anıtlar. Çatısı uçmuş binalar. Antenler. Ağaçlar.

Kadınlar ve aşk. Bu kadar yolda. Ne diyecekler şimdi:

   

Ay paramparça.

Şimdi yenildim, şimdi eşiğinde tam!

BİR METROPOL HAMFENDİSİNİN PORTRESİ

 

Mutlak müzik: Şu saksafonlar diyorum, çok ifadesiz!

Malevich’in resminden kopup gelen bu kadını iyi tanıyın,

Füme etek ve süveterli bir giyim tarzı var, sürekli

Filtresiz jitan, ah evet, Paris’te edebiyat ve resim eğitimi 

aldığı yıllara ait

Kötü bir alışkanlık...

Kötü bir alışkanlık, şu kültür diyorum: saçma, 

yani açıklamasız

Eliot iyi tanırdı bu tipleri, bir bankada memurdu ne de olsa

Ya Pound’a ne demeli, o asri çinli, ölümüyle mutlu 

oldu çoğu kişi.

(Eliyle havada kocaman bir daire çiziyor)

O züppeler bu salonlarda flörtleriyle dans ederlerdi

(Küçük burjuvalar mıydı? Belki!)

Arada bir “Karlı Kayın Ormanı”nı mırıldanıyor, çatlamış 

dudakları,

Şakaklarına ak düşmüş ortayaşlı erkeklerden hoşlanıyor, 

besbelli!

Oysa küçük bir kızken bir kez

Bir taşra kasabasında öğretmen annesiyle Mahsuni Şerif 

konserine gitmişlerdi

(Babasını hatırlamıyor, babasını hiç görmedi...)

O gün gitar alabilmeyi çok istedi, mutlak müzik: bütün yüz 

ifadeleri...

Ne de çabuk geçiyor zaman, değil mi, 

sizinle böyle konuşurken, yani..