Türkiye
Emel Özkan
Türkiye
1979 yılında İstanbul’da doğdu. Sivas Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden 2002 yılında mezun oldu. Üç yıl kadar özel bir anaokulunda öğretmen olarak çalıştı. Şiirle ortaokul yıllarında tanıştı. İlk eserlerini o dönem yaşanan Bosna Savaşı'ndan da etkilenerek eserler kaleme aldı ve Bosna Hersek dışında diğer coğrafyalarda da yaşanan acıları paylaşmak ve tarihe bir not düşürmek gayesiyle şiirler yazdı. Lise döneminde şiir yarışmalarına katılarak dereceler aldı ve üniversitede arkadaşlarıyla çıkardığı dergide şiirlerini yayımladı. 2004 senesinde Kırklar dergisinde başladığı yazı yolculuğuna Dergâh, İtibar ve Muhit dergileriyle devam etti. Yazıları ağırlıklı olarak Nihayet dergisinde yayımlandı. İlk şiir kitabı Dar Zaman, 2015 yılında Profil Yayınları tarafından yayımlandı. Anı ve şiir türünde eserler üretti. 2016 yılında ilk iki kitabındaki özgün şiirsel nitelik ve Türkçe konusundaki süreklilik arz eden titizliği ile Necip Fazıl İlk Eserler Ödülüne layık görüldü. Daha sonra Yolda Anlatırım ve Deliorman’dan Çıktım Yola isimli kitapları da neşredilen şair, evli ve iki çocuk annesidir.

ESERLERİ

Dar Zaman (2015), Yolda Anlatırım (2016), Deliorman'dan Çıktım Yola (2018).    

UÇUŞLAR ERTELENDİ

 

Rütbeleri sökülen şehirde

Yollar ne gizledi bizden

Kanı çekildi gerçeğin

Dünya evcimen değil oysa

Dağılırken, kaldırımlara. 

Buruştu okul geçitleri

Sinema salonları

Bilinmeze çarpıldı kapılar

İş önlükleri askıdan

Düştü.

 

Bir anlam veremedik günlere

O yıl ölenler bir garip ölünce

Vaka sayısı içinde dünleri

Cenazeleri tenha

Bilen yok, kim gitti kim kaldı hâlâ.

Sesini unuttu birbirinin

Boşlukla saf tutan yaşlılar

Dünya çektikçe nefesini

İçine… Evlere…

Evlerimiz ki duvara zincirli.

  

            

KAYIP GÖL

 

Yüzünü arayan ölülerin içinde

İlk günden beri, hâlâ

Ülkeler geçen el yordamıyla

Boşluğu tıklatırken tarih

Başını beklerken coğrafya

Duyunca ayak sesini haritalarda

        

Esirgiyor kendini kendinden

Elinden alınır yoksa şehir

Üstünde kumu, yıkılan hayallerin

Sınırlardan habersiz

Uzarken göçler parmak ucunda

Kurbanlardan bile kurban isteyen 

                                              

Ateşle suyu takas edip, ansızın

Yüzünü mü döner ölüme ardını mı

Yol iz bilmez her ayrılık ümmi

Savururken Akdeniz’i uzak

İnsan taciri ve silah…

Akdeniz ki sürgüsü arzın.

            

Eğilip dinliyor suda saklı sesleri

Sıyrılıp zamandan her akşam

Mülteci

Dalgalar bir eldiven gibi

Kıyıya bırakırken gölgeleri

Çıkan, bir çığlığın elinden

 

YOL YAKINKEN

 

Türkülerde toprak kokusu

Çekip içime dedim

Kaldırıp kabuğunu evlerin

Geçmişe doğru

Sonsuzluğu solu kalbim

             

Gazeteler kalsın, yok satanlar 

Ve bütün duvarları

Bırakıp avuçlarına

Hatırasını çaldıran şehrin

Şarkılarını…

Omuzlayıp getir masalları

Tanınsın diye erken

Tamah, daha sesinden

Ve sor destanlara gidip

Ortak tanıdıklarını halkın şimdi

 

Çelimsiz anılar büyütürken insan

Getir ağız tadını o

Geçimliğini ömrün

Hikâyemizde, eski… Sorulsun

Harflerle gezdirenler emaneti...

Ki bekletmez kimseyi

Kimsenin beklemediği

Bir bahaneyle uğrar da ecel can evine

Camdan bakan karanlık

Ardından, susturur geçmişi.

Türkçe!

Eksik olmasın dinleyenlerin.