Türkiye
Ali Emre
Türkiye
1968’de Kastamonu’da doğdu. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü mezunu. 1994’te Sivas Cumhuriyet Üniversitesinde yüksek lisans eğitimini tamamladı. İstanbul’daki üniversite öğrenciliği sırasında, çeşitli gazete ve dergilerde yazmaya başladı. Öğrencileri ve arkadaşlarıyla dergiler çıkardı. İlk yazılarını Kastamonu gazetesinde yayımladı. Daha sonra Dergâh, Derkenar, Edebiyat Ortamı, Edebî Pankart, Endülüs, Haksöz, Hece, İtibar, Karagöz, Kayıtlar, Kırklar, Merdiven, Muştu, Sayha, Umran, Temmuz, Yolcu dergilerinde; Sağduyu ve Yeni Şafak gazetelerinde çok sayıda yazı ve şiir yayımladı. Yazılarında Erencan Yüksel, Emre Yetkin, Muharrem Çağlayan takma adlarını kullandı. Sivas’ta çeşitli liselerde, sonrasında ise 2001-2011 yılları arasında Ankara’da bir özel eğitim kurumunda öğretmenlik yaptı. Edebî inceleme ve denemelerin yanı sıra tarih, siyaset ve biyografi gibi çeşitli alanlarda da çalışmalar yaptı. 2017 yılında yayımladığı Nureddin Zengi romanı ile şair kimliğinin yanına bir de romancı kimliğini ekledi. Nureddin Zengi kitabıyla TYB 2017 Roman Ödülü’nü aldı. 2018’de ÖNDER tarafından “Yılın Edebiyatçısı” seçildi. Pendik Edebiyat Festivali 2019 Jüri Özel Ödülü’ne değer bulundu. ESERLERİ Kıyamet Mevsimleri (1997), Milyon Sesli Mızıka (2001), Onarılmış Yas Bitiği (2008), Yeryüzüne Dağılan (2012), Şiirin Saçağı Altında (2014), Şiirimizde Ortadoğu (2016), Meryem’in Yokluğunda (2017), Nureddin Zengi / Şark’ın Kandili (2017), Selahaddin / Şark’ın Kartalı (2018), Diz Çökmeyen (2019), Namık Kemal / Selahaddin (2019), Jules Verne’in Osmanlısı / İnatçı Keraban (2019), Çeyizime Bir Kefen (2019), Acar Süvari Tutuk Arbalet (2020), Baybars / Şark’ın Kalkanı (2020), Güzel Bir Gün Gördümse (2020), Ağu Tasındaki Bal (2021).  

 

Safları Sık ve Düzgün 

  

                           Cahit Zarifoğlu’nu rahmetle anarak

 

Bu nasıl kıraat ey aziz, bir mimi bile dokunmuyor kalbimize

Cebimizde akrep, ensemizde kaynar su, lebimizde hezl

Ön taraf uykulu, kervan bekliyor arka safta tüccarlar

Neşve yok hiç, çocuklar gitmiş, sinmiş bilge analar

Kahve halkı bezgin, dil tutuk, o alesta yiğitler nerde

Ekranlara mı süpürülmüş tarihi dik tutan kızlar

İnci dizen, cephede gezen, kitap yazan eyvan içinde

Cihanın altını üstüne getirmişlerdi bir vakit hani

Nerde o mübarek terleri, her derde deva müşfik elleri

Yedi okumayı binit eyleyip yedi iklime yedi bin güzelle

Çöldeki evden bir sevinç devrimiyle hani ta Endülüs’e Çin’e

 

Bu sümsük atı kovalım ey aziz, bu süslü kraliçe gibi halıyı

Dizimiz çürüsün, topuğumuz şişsin, alnımız yaralansın

Sırtımızda yetimler oynasın, camide azarın işi ne

Bürokrasinin canı cehenneme, aman vermez siyatiğin

Ontolojinin, köşk maymunu estetiğin, ayyaş istatistiğin

Secdeyi uzun tut biraz, çöksün içimizdeki kibir iskelesi

Aşkla al tekbiri, avazını onar, omzun böyle Zülfikâr gibi

Allah diyelim ey aziz, yatalak anamız canlansın evimizde

Allah diyelim kanasın göğsümüzde sevgilinin kalbi 

Terimiz birbirine değmeyen bütün omuzları yaksın

Allah diyelim, bir elimiz cephede şehit ballarından alsın

 

Bize biraz şevk ey aziz, biraz şeref, yanıp tutuşan bir şeşper

Bize Allah için kınına düşman muttaki bir kılıç göster

 

Aynı Gemideyiz Diyorlar

 

İncinen omzu biz ovuyoruz diyorum, kamçıyı yiyen biziz

 

Sattığınız kefene biz uzanıyoruz göçen madende

soyduğunuz halka biz ağlıyoruz titrediğinde endeks

nöbetçi hamal biziz, hazır ense biz, şamar oğlanı biz

ne zaman gülecek yüzümüze şu gâvur talihimiz

 

Kızıyorlar, gözlük fırlatıyorlar, ağızlarını ayırıyorlar

Şampanya köpürtecek hürrem bir yer arayışındalar

yârin yanağına ne oldu diyorum, günün ak ekmeğine

orda bir köy vara ne oldu, yıkık kasketli efendimize

hani sırmalar saçan güneş, nerede bu dağlar taşlar

 

Uzatma, hepimiz aynı gemideyiz diyorlar

 

Kulağımda palaska izi var diyorum, dövme değil küpe değil

 

Boğulan kardeşlerimin cesedi, balık curcunası dediğiniz

ecelin serin sütü, yetimlerin gözyaşı mezenizi acıtan

seçimde aşkla sıktıkları elimi hemen bırakıyorlar

ortalığı topla diyorlar şirketi kurtar şu adamın işini bitir

maaş bağlarız diyorlar, mevlit okuturuz, heykelini dikeriz

karın biraz rahat eder, iyi bir koleje gider çocuklar

ben de güzel mezar kazarım diyorum, ölmek istersiniz

cenazede ağlak dururum, soyumda epik bir damar var

 

Uzatma, hepimiz aynı gemideyiz diyorlar

 

Çoklukla övünüyorlar, sığmıyorlar odalara, obur güvertelere

kör taklidi yapıyorlar hemen, dibe vuranlara bakarken

sayıyor ve yığıyorlar, gözü açık gidiyorlar ölüme bile

çak artık son çiviyi diyorlar müziği yükselt şu dalgaları devir

 

Biz yapıyoruz gemiyi, onlar biniyorlar

 

Bindörtyüzde Bir

 

Yok mudur, alfabeyi onaracak başı dik bir elif dediler

Bindörtyüzde bir gelir şerefin evine öyle zarif dediler

 

Ocak sönmüş, ev viran, ölüm uykusuna batmış mâbet

Kılavuz mahmur lamba bozuk sis inadına kesif dediler

 

Dert bir ummansa mazeret de bin batman ey kahraman

Bizi bırak sen, yük çok ağır, lakin pahası hafif dediler

 

Keyfte cimri, gazabı kıt, semtine uğramamış bencillik

İçinde güvercin ağlar, merhamette pek müsrif dediler

 

Diline bir hazine koydular, eline ateş yutan ak bir âsâ

Saldılar arasına insanlığın, adına Mehmed Âkif dediler